“Fikirleri uyuşmuyordu. Hatta hemfikir oldukları konular bile pek azdı. Sürekli didişirlerdi. Sürekli birbirlerine meydan okuyorlardı. Ama farklılıklarına karşın önemli bir ortak noktaları vardı. Birbirleri için deli oluyorlardı…

The Notebook’tan

♪♪ Hande Yener ~ Bir Bela

ÇİFTE BELA

~ TANITIM ~

Siyah çamaşırın üzerimdeki duruşu fena değildi ama bir şeyler eksikti. Sanki bir olmamışlık, eğreti bir duruş hâkimdi. Kumaşı tenime gitmemişti, rengi beni çok şaşaasız göstermişti. Nedense bir an düşününce, bu uyumsuzluk tanıdık geldi. Tıpkı… Kendimi zoraki uydurmaya çalıştığım, her şeyin harika olduğuna inandırdığım yamalı hayatım gibiydi.

Verdiğim kararın ağırlığı omzumda öyle büyük bir yüktü ki dünden beri bunun en doğrusu olduğunu kendime birçok defa hatırlatmam gerekmişti. Gerçek bir delilikti ama tüm çarelerim de tükenmişti.

Ondan uzaklaşmamın tek yolu bu… diye geçirdim içimden sessizce. Fakat ben daha düşüncelerimden sıyrılamadan kabinin kapısı neredeyse kıracak kadar şiddetle açılıverdi. Bu… Beni dışarıda beklediğini düşündüğüm ama belli ki ortalarda olmayan Naz’ın uygulayacağı bir güç değildi.

Bakışlarımı panikle aynadan çekip kapıya çevirdiğimde, karşımda duran kişinin elbette Naz’la uzaktan yakından alakası yoktu. Bu gelen iri yarıydı, siyah saçları üç numaraydı, üzerinde deri bir ceket vardı, el koyduğu kolyem elbette ki yine boynundaydı, tişörtünün açıkta bıraktığı esmer teninin kıyısından dövmesinin bir ucu görünüyordu. Onun beni takip etmesine mi, yoksa kabine öküz gibi dalmasına mı sinirleneceğimi şaşırdığım sırada kızgın bakışları tam gözlerimin içine ateş eder gibi baktı.

Çok korkmuştum gerçekten! Sanki karşısında bakışlarıyla sindirebileceği biri vardı. Anlaşılan Baran Bey’e bazı şeyleri sil baştan hatırlatmak lazımdı.

“Ne işin var senin burada?” dedim sinirle dişlerimin arasından. Üzerimde yalnızca bir iç çamaşırıyla durduğum gerçeğini ise kendime asla hatırlatmamaya çalıştım. “Takip mi ediyorsun sen beni? Öküz gibi nasıl girebiliyorsun içeri?”

Kısacık bir an bakışları bedenime kaysa da bu bakışı hızla maskeledi. Sorularımın tamamını es geçerek, “Görmediğim bir şey değil. Ezbere biliyorum zaten,” dedi o da dişlerinin arasından benimkinden daha yakıcı bir hiddetle. Bu cevabı beni daha da çileden çıkarırken, dudaklarımı cevap vermek için araladım ama buna olanak tanımadı. Parmağını bana doğru kaldırdı ve öfkesi göz bebeklerinden taşarken, “Sen benimle taşak mı geçiyorsun, Lila?” diye tısladı.

“Yok canım! Ne haddime? İnsanlarla dilediğin gibi oyun oynamak senin işindir,” diye yükselttim sesimi. “Senin deyiminle taşak geçmek yani!”

“O ne demekmiş?” dedi bir eli hızla koluma uzanırken.

Tam o sırada ellerinin üzerindeki taze yara izleri dikkatimi çekti. Kaşlarım engelleyemediğim bir endişeyle çatılırken, yaraların neyden kaynaklanabileceğine dair olasılıklar peşi sıra zihnime dizildi. Tam parmak boğumlarında olduğuna göre… Biriyle mi kavga etmişti? Aynı saniyelerde aklıma gelen tek ve en kötü ihtimal tüm bedenimi kaskatı hâle getirdi. Yine… O boktan kafes dövüşlerinden birine mi girmişti?

“Sen…” dedim kendimi tutamadan. “Yine dövüşmeye falan mı başladın?” Bakışlarımı onu okumak ister gibi gözlerine odakladım. “Bunca zaman sonra? Yaşına başına bakmadan?”

“Lafı değiştirme, doktor!” dedi Baran tahammülsüz bir tonda. “O ne demek? Kiminle oyun oynamışım ben?”

“Hiçbir şey demek değil,” dedim kolumu onun tutuşundan kurtarırken. Yaptığı şeyin farkında değilmiş gibi davranması beni iyiden iyiye sinirlendirse de ona bu zafer duygusunu tattıracak değildim. Bir an içinde bulunduğumuz anın saçmalığı kafama dank edince dayanamayıp diklendim. “Ne yapıyorsun ya sen burada? İnsanların özel alanına da mı saygın yok?”

“Senin benden başka özel bir alanın olamaz!” diye yanıtladı beni. Vahşi bir ormanı andıran gözleri bir an bile sakinleşmemişti.

O öyle deyince… Öfkem ayyuka çıksa da dudaklarımda arsız bir tebessüm belirdi. “Benim özel alanım başkasına ait yalnız, Baran,” dedim onun damarına basmak ister gibi. “Giray’la evleniyorum ben. Unuttun galiba!”

Sözcükler dudaklarımdan çıkar çıkmaz hızla kollarıma yapıştı, neredeyse burnundan solurken sırtımı kabinin duvarına yasladı. “Buna izin vereceğimi sanman çok komik, doktor!” Çenesi sertçe kasıldı. “Beni bu kadar tanımıyor olamazsın herhâlde, değil mi?” dedi boynunu hafifçe sola doğru yatırıp boyun kaslarını sıkarken. Oysa bu hareketi çok öfkelendiğinde yaptığını bilecek kadar tanıyordum onu.

“Valla insanoğlu aynı kalmıyor, Barancığım!” dedim alayla. “Zaman her şeyi değiştiriyor.”

“Bak bunda haklısın işte!” dedi kızgın bakışları milim milim yüzümde dolaşırken. “Bir gün önce verdiğimiz kararlar da değişiyor hayatta.” Üzerine basa basa, uyarır gibi konuşuyordu. “Mesela senin dün açıkladığın saçmalıktan vazgeçtiğini bugün herkese söyleyecek olman gibi.”

“Hiç de öyle bir şey yapmayacağım!” dedim kollarım hâlâ onun kıskacındayken.

“Ya sabır!” diye homurdandı ağzının içinden. “Beyin kanaması geçirtecek bana!” Kendi kendine konuşan bir kaçık olması yetmezmiş gibi bir de obsesifti. “Yapacaksın!” diye üsteledi.

“Sana değişmeyen bir şey söyleyeyim mi, Baran?” dedim çenemi öfkeyle havaya dikerek. “Ben başladığım hiçbir işi yarım bırakmam. Bir karar verdiysem de ondan asla vazgeçmem.”

Dudakları arsız ama saniyeler önceki hiddetini perdelemeyi başaramayan bir gülüşle kıvrıldı. O kadar iyi biliyordum ki bu tavrını. Aklınca beni köşeye sıkıştırdığını sanıyordu. Bakışları daracık kabinde baştan ayağa üzerimde dolandı. Bu kez ne gözlerindeki aç parıltıları saklamış ne de nefes almama olanak tanıyacak kadar mesafe bırakmıştı.

“Hiçbir yolu yok diyorsun yani?” diye mırıldandı bana kaçacak alan tanımadan.

Bir eli hâlâ kaçmamı engellemek ister gibi kolumu tutarken, diğerini başımın hemen yanından kabinin duvarına yaslayıp beni âdeta kıskacına aldı. Üzerimde yalnızca simsiyah, dantel bir iç çamaşırı vardı. Hayale yer bırakmayacak kadar şeffaf, daha fazlasını görmek istetecek kadar kışkırtıcıydı.

Eskiden olsa… Yine utanmazdım belki ama kendime güvenimi kuşanmam zaman alırdı. Eski Lila bu oyunda çok toydu. Neyse ki serseri bir adamın büyüsüne kapılıp dibi görmüştü de şimdilerde bilgelikle kuşanmıştı.

Vücudumu örtmeye dahi yeltenmeden duruşumu dikleştirdim iyice. İri göğüslerim neredeyse onun sert, kaslı ve dövmelerle kaplı olduğunu ezbere bildiğim göğsüne değecekken öylece durdum. Benim için işkenceydi ama onun için de öyle miydi, bilmiyordum. İçimdeki çalkantıları birazcık bile belli etmeden, “Aynen öyle diyorum,” diye yanıtladım onu. Alaycı bir tavırla güldüm. “Ancak kıyamet koparsa. Ya da belki dünya dönmeyi bırakırsa falan.”

“Eh! Biraz uğraştıracaksın ama yapılacak şey belli,” derken dudağının sağ kenarı yukarı kıvrıldı. Önce hafifti, ardından genişledi ve sinir bozucu bir hâl aldı. Gülüşünün etkisiyle yemyeşil gözlerinin kıyısında beliren seksi çizgiler çarptı bir an gözüme. O çizgilere dokunmak için sızlayan parmaklarımı kabinin sırtıma yapışmış duvarına iyice bastırdım. Bilerek yapıyordu ama buna asla kapılamazdım.

Baran böyle bir adamdı.

Çapkındı, arsızdı. Bir gönülçelendi, gerçek bir kalp hırsızıydı.

Neyse ki çok zaman geçmişti üzerinden.

Bir kere ıslanmıştım. Aynı nehirde bir kez daha yıkanılmazdı.

Bir kere yanmıştım. Aynı ateşte ikinci kez tutuşamazdım.

“Bak sen! Neymiş o belli olan şey?” diye karşılık verdim ben de gülerek.

Üzerime eğildi. Kalbim kısacık bir an göğsümü delecek gibi hızlandı ama pislik dağ ayısı dudaklarını kulağıma yaklaştırdı. Neredeyse tenime değecekti dudakları.

“O dünya…” diye fısıldadı kulağıma, boğuk, erkeksi sesiyle. “Duracak.” Hafifçe geri çekilip bir elinin başparmağıyla tadını çok iyi bildiğim dudaklarını hafifçe kaşıdı. “O da işe yaramazsa…” dedi düşünür gibi. Ve sonraki sözlerini söylerken gözlerini gözlerimden ayırmadı. “O zaman başka yolu yok, bal. Gerekirse kıyamet de kopacak.”

“Bal falan deme bana!” diye diklendim sinirle. “Laftan anlamıyorsun sen galiba. Ben kendime yepyeni bir yol çizdim diyorum.” Ukala bir tavırla ona biraz daha yaklaştım. Üzerindeki deri ceketin yakalarından tutup kendime çektim. Yüzü bu hareketimle bir an allak bullak oldu ama buna odaklanacak değildim. “Ve Baran…” dedim sinir bozucu bir küstahlıkla. “O yolun senden kilometrelerce uzakta olması için tüm gücümü kullanabilirim.”

Ben son sözlerimi söylediğim anda mağazanın içindeki, o ana kadar ne çaldığının farkına dahi varmadığım müzik değişti. Çok iyi bildiğim, geçmişi ayaklarımın önüne seren bir melodi kulaklarımdan kalbime akıverdi.

Hiç kimseyi seninle aynı tutmak olur mu?

Aşk bir keredir, bir sonraki aynı yeri bulur mu?

Yürüyerek gidiyorum, hiç acelem yok ayrılığa

Seninkisi bitmiş olabilir, benim duygum bir bela ♪♪

Müziğin içime işlemesine izin vermesem de çırpınan kalbimi dizginlemekte zorlanıyordum. Sözde bu oyunda artık toy bir çırak değildim ama anlaşılan onun yıllanmış bir usta olduğunu unutmuştum. “Gittiğin yol çıkmaz sokak, bal,” diye mırıldandı yüzünü iyice benimkine yaklaştırarak. Ateş gibi nefesi dudaklarıma çarptı. Tıpkı eskisi gibiydi; gözlerimi kapatmamak, kollarımı boynuna dolamamak neredeyse imkânsızdı. “Ve Lila…” derken, sesinde benimkine benzeyen bir küstahlık vardı. “Nereye gidersen git, bütün yolların bana çıkacak,” dediği an dudaklarıma doğru aramızda tek nefeslik mesafe kalacak kadar yaklaştı. Bu yakınlığın etkisiyle dudaklarım istemsizce aralandı. Bir an… Kısacık bir an öpecek sandım ama Baran oyun oynamaya meraklıydı. Dudaklarının yönünü hızla değiştirdi ve asla öpmeden, nefesini tenime üfleye üfleye, boynumla omzum arasındaki girintiye doğru, “Seni bir daha öptüğümde… Parmağında o sikik yüzük olmayacak!” diye fısıldadı.

Yeşil gözlerindeki küstah parıltılarla aramızdaki mesafeyi az da olsa açtığında sinirle üzerine doğru atıldım. “Sana ne benim taktığım yüzükten? Sana ne?” diye bağırdım delirmiş gibi. Beni öpmediği için mi delirmiştim? Yoksa karşı koyacak gücü olduğu için mi? “Boynuna da takmışsın kolyemi!” Hışımla boynuna uzanıp, benden çalıp el koyduğu, anneme ait kolyenin zincirinden tutarak çekmeye çalıştım. “Ver şunu bana geri!”

“Hop hop! Boynumu çizdin! Tırnaklarınla bırakacağın izleri başka zamana sakla!” dedi yüzündeki sinsi gülüşüyle kolyemi parmaklarımın arasından kurtararak.

Laftan anlamazdı. Yenilgiyi asla kabul etmiyordu. Bu onun için yalnızca yeniden kazanması gereken bir oyundu. Ama bu kez kaybedeceğini anlaması gerekiyordu.

“Öyle bir zaman hiç gelmeyecek!” diye direndim inatla.

“Öyle bir gelecek ki!” dedi kollarımı tutup kulağıma yeniden eğilirken. “Sen ait olduğun yere döndüğünde, kolyeni de alabilirsin, bal,” dedikten sonra gözlerimin tam içine baktı. “O zamana kadar emanetin bende!” Kolundaki saate baktı, bir an düşünür gibi yaptı. “Neyse çok beklemeyeceksin zaten. Çok yakında diyelim.”

Yaklaştığından daha büyük bir hızla benden uzaklaştı. Bir an üşür gibi oldum ama bu da benim salaklığımdı. “Bu ne demek şimdi?” diye sordum az önce söyledikleri, çok yakında deyişi kaşlarımı çatmama neden olurken.

“Bekle ve gör, doktor. Yalnızca bekle ve gör.” Arkasını dönüp kabinden çıkacakken yavaşladı. Askıda duran ağırlıklı siyah renklerde birbirinin aynısı gibi görünen seksi çamaşırlara baktı, hemen sonra gözleri tepeden tırnağa üzerimde dolaştı. İşaret parmağı hiç ummadığım bir anda boynuma dokundu ve dekolteme doğru ateşten bir yol çizdi. “Senin teninde siyahı sevmiyorum, senin rengin değil,” dedi dudaklarında iş bilir bir tebessümle.

“Senin için almıyorum zaten, manyak!” dedim arsızlığı karşısında dilimin tutulmadığına şaşırarak.

Ne öfkemi ne de hakaretlerimi önemsedi. “Sen gökkuşağı gibisin. Kendine yakışanı…” Parmağını siyahların arasında numunelik gibi duran pembeli morlu dantel takıma uzattı. “Şu rengarenk olanı al.”

Tam arkasını dönmüş, kabinden çıkacakken sinirle dikleştim. Son sözü onun söylemesine izin verecek değildim. Hemen diğer askıdaki tek beyaz takımı kaptım ve hızla ona seslendim.

“Baran!” dedim o daha kabinin kapısını bile açamadan. Bana döndü, bakışlarında merak yoktu, aksine herhâlde beni kıvama getirdiğini falan sanıyordu. Çok beklersin! diye geçirdim içimden hiddetle. Elimdeki beyaz takımı havaya kaldırdım. “Ben beyazı alayım diyordum aslında.” Gözlerimi kırpıştırdım. “Malum… Gelin olacağım için,” dedim pis pis gülerek. “Düğün gecesine daha uygun diye düşünüyorum.”

Gözlerinde tutuşan öfke kıvılcımlarına rağmen dudakları kıvrıldı. “Önce kafama sıkman lazım, kafama!” diye söylendi. “Ama neyse ki hipokratına, bana verdiğin diğer sözlerden daha çok bağlısın da bunun mümkün olmayacağını ikimiz de biliyoruz.” Kirli sakallarını ovuşturdu. “Sen o gelin olma işini unut!” diye devam etti sözlerine. “Sana benim gözümle bakacak adam anasının karnından doğmadı daha!”

Ona yanıt vermemi dahi beklemeden, geldiği gibi hışımla kabinden çıktı. Kapı kapandığı an benim de başım arkamdaki duvara yaslandı, gözlerim bitkinlikle kapandı. Nasıl bir oyun oynadığını bilmiyordum ama buna izin vermem imkânsızdı. Benim oynadığım oyunu ve izleyeceğim yolu öğrenmesi ise bileklerime görünmez prangalar takardı.

Yine de… Kurtuluş olduğuna inandığım bu yol daha büyük bir esaretin içine giriyormuşum gibi hissettiriyordu. Bir elim sol göğsümün hemen yanına, ezbere bildiğini söylediği vücudumda varlığından bihaber olduğu, o an sütyenle örtülmüş dövmenin üzerine kapandı. Şarkı belki de doğruydu. Baran Aras yıllar önce tek bir öpücükle düştüğüm dipsiz bir kuyuydu ve ona karşı hissettiğim başıma bela duygular aşılmaz duvarlar gibi tam önümde duruyordu.

🏍️🥊🩺

Bu hikâye, kurgusal olarak Arhavili ile ilgili büyük spoiler içerdiğinden henüz yayınlanmayacaktır.

🏍️🥊🩺

Herkese merhaba… 🥰

Çifte Bela fanları online mı? 🥰🏍️🩺🥊💜

Eskiler hatırlayacaktır. Bu başlık ta 2014 yılında açılmıştı (Wattpaddeki yorumlarda görülebilir). Sonrasında ÇİFTE BELA direkt olarak basılacaktı. Fakat ben o dönemdeki yayın evimden ayrılmayı seçtiğim için bu hiç mümkün olmadı.

Zamansal olarak hepsinden önceden başlayan ARHAVİLİ’yi burada yayınlamaya başlayınca, profilimdeki tüm başlıkları taslağa almış, zamanı geldikçe bir kısmını yeniden görünür yapmayı planlamıştım. Amacım hem geçmişte paylaştığım hem de gelecekte paylaşacağım hikâyelerimdeki karakterler, ARHAVİLİ’de göründükçe bunu yapmaktı aslında. Bu da ilk adımı oldu. Çifte Bela’nın karakterleri Lila ve Baran, Arhavili’de de geçmeye başlayınca hemen eski başlığımız tozlu sandıklardan çıktı. 💜

Ehh, yeni gelmeyip geri geldiğimizi de bir kez daha göstermek lazımdı. 🤓

Özelden sürekli Çifte Bela’ya bir alıntı bari paylaş dediğiniz için hem eski başlığı yeniden görünür yapıyor hem de yepyeni bir alıntıyla sizleri baş başa bırakıyorum. 💜

Gelebileceğini tahmin ettiğim birkaç soruyu da peşinen yanıtlamak isterim. 💜

– Yıllar boyu Wattpad ve benzeri platformlarda toplamda 13 romanın finalini verdim. Fakat Çifte Bela birkaç alıntısı dışında, henüz hiçbir online platformda yayınlanmadı. Arhavili’den sonra yayınlamayı planlıyorum. Öncesinde kronolojik olarak, henüz ilk bölümünden Arhavili ile ilgili çok ciddi spoiler içereceği için yayınlamam mümkün değil, hiçbir şekilde de olmayacak. Bahsettiğim bu spoiler hangi karakterin kiminle partner olacağı gibi basit bir spoiler değil de bütün kurguyu mahvedecek kadar büyük bir spoiler olması nedeniyle bu konuda fikrim sabit, yani şu anda önceliğimiz ARHAVİLİ… 🥰

– Çifte Bela ile ilgili önceki yayınevime de herhangi bir dosya teslimim olmamıştı. O dönemde Çifte Bela’yı diğer tüm eski kitaplarım gibi tek kitap olarak düşünmüştüm ve o şekilde yazıyordum. Fakat yayınevinden ayrıldıktan sonra kafamda belirlediğim yeni gidişatta Çifte Bela 2 ya da 3 kitaptan oluşacak bir kurgu hâlinde ve Arhavili’nin başı çektiği KOR Evreni’nde yer alıyor. Hatta o dönemde yazarken dili de ilahi bakıştı, şimdi karakter bakış açısı şeklinde ilerleyecek. Dolayısıyla hikâyeyi sil baştan kendi tarafımda yazmaya başladım. Elbette eski yazdığım kadarından kullandığım sahneler olacak. Fakat durumun özeti bundan ibaret. 💜

Lila ve Baran şimdilik Arhavili’nin yan karakterleri… Kendi hikâyelerinde buluşuncaya dek… Dövmeli, motor ve yasa dışı dövüş sevdalısı, ailemizin hackerı, tehlikenin diğer adı Baran Aras ile kokoş doktorumuz Lila Kefeli’yi bekleyin…🏍️🩺

Hepinizi çok seviyorum. 💜

Bana şuralardan ulaşabilirsiniz;

Instagram: burcubuyukyildizz

Twitter: burcubykyldz

Tiktok: burcubuyukyildizz

Çifte Bela Instagram: çiftebelaserisi

guest
15 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
Tüm Yorumları İncele
Helin
Helin
8 ay önce

Sabırsızlıkla beklediğim,canım hikayem🫶🏽Lila ve Barajı çokk uzun zamandır bekliyorum ve biliyorum mi buna değecek bir hikaye gelecek🔥🔥❤️‍🔥

Last edited 8 ay önce by Helin
Çisem
Çisem
8 ay önce

Nasıl merakla bekliyorum bunları bir bilsen🥹

Yasemin
Yasemin
8 ay önce

Ahh lila ve baran aşkını her zaman bekledim.Simdi okuma fırsatını bulduğum için çok şanslı hissediyorum.Sabirsizlikla bekliyorum

Tuğçe
Tuğçe
8 ay önce

Yıllardır bekliyorum, o kadar özlemişim ki tekrar tekrar okuyacağıma eminim😍Umarım daha da fazla beklemeyiz çok heyecanlıyım🔥

Tuç
Tuç
Reply to  Tuğçe
8 ay önce

Birbirini gösteren Spider-Man😂😂😂

Nigar
Nigar
8 ay önce

Guzel bir kitap heyecanla bekliyorum okumayi gelsin yeni bölümler 🤗

Zeynep
Zeynep
8 ay önce

2015 yılından beri bu anı bekliyorum
Biraz daha bekleyecek yolumuz var ama biliyorum ki sonuna kadar bizi tatmin edecek🥰

Tuç
Tuç
8 ay önce

O kadar uzun zamandır bekliyorum ki seni çifte bela 🫠 bu tanıtımdan sonra daha alevlendi her şey 😍😍

Tuç
Tuç
8 ay önce

Ayrıca 2014’ten beri bekleyen Tuğçe benim. Karışmasın lütfen djsjjsjsj

Rümeysa
Rümeysa
8 ay önce

Aiyyy yaaa ama her kurguna da aşık olamayız kii 🥺🥺2014ten beri bekliyomuşuz vay be bize

Fatoş
Fatoş
8 ay önce

Arhavilide geçen konuşmalardan sonra aşırı merak ediyordum şimdi daha da merak ettim 😀 ne kadar ateşli bir çift ❤️‍🔥❤️‍🔥

Berna
Berna
8 ay önce

Aşırı özlem 🔥

Denise
Denise
8 ay önce

Ay Lila dövme mi yaptırmışşşşş ikinci kez okuduğumda fark ettim! Ne dövmesi acaba 🥹

Asena
Asena
8 ay önce

Ay Liloşum ve Baran çok özlemişim

Zeynep
Zeynep
5 ay önce

Me zaman gelecek yeni bölümler sabırsızlıkla beklouorum

error: İçerikler Korumalıdır!